a
0(324) 814 11 15
Çağrı Merkezi
Share
YERLİ MUZ "ANAMUZ" OLMUŞ

Dünyanın en iyi, en kaliteli ve en lezzetli muzunun yetiştiği Anamur'a başka şapka giydirebilir misiniz? Bugün için tabii ki hayır… Muz, Anamur'un gözde meyvesi… Anamur da Türkiye'nin gözdesi… Anamur muzu, Anadolu'ya yerleşmiş ve yerlileşmiş… Bana sorarsanız yerli muzumuz, Anamur'u da aşmış "Anamuz" olmuş!

Sedat YILMAZ

Yerli ve yerli olmanın vatan sevgisiyle çok yakın ilgisi var. Öncelikle yerli olmak, mahalli kalmak; çok farklı bir şey. Yerlilik kendine özgü, yurda ve bölgeye has bir durum. Yerliliğe mahalli diyebilirsiniz, yerel diyebilirsiniz ama asla kıymeti yok, değeri düşük, gözden ırak diyemezsiniz… Yerlilik aslında farklılık ve farkındalık oluşturduğundan kıymeti harbiyesi elmas niteliğinde değer taşıyan hakikatin tâ kendisi…

 Meselâ Türkiye’nin neresinde olursanız olun, “İyi muz, yerli muz!” diye pazarın bir yerinde bir ses duyduğunuzda “Bu tezgâhta Anamur muzu satılıyor” diyebiliyorsanız ve sese doğru yöneldiğinizde samimi ve sıcak yaklaşımla tezgâha varıp kalpten gelen tebessümünüzü yansıtabiliyorsanız bu sizin yerliliğinizi, vatan sevginizi gösterir.

Geçen hafta Anamur’un tarihi turistik güzelliklerine, tarım ürünlerine bir nebze değinmiş, diğer kısmının anlatımını da bu haftaya bırakacağımı belirtmiştim. Türkiye’nin en güneyindeki uçta buram buram Anadolu kokan yerli muzumuzu anlatmadan Anamur’umuzu nasıl ifade edebiliriz ki?

‘Muz’ Anamur’un, Anamur Türkiye’nin gözdesi

 “Anamur sadece muzun başkenti değil” elbette… Ama sorarım sizlere… Muzsuz Anamur’u tahayyül edebilir misiniz? Dünyanın en iyi, en kaliteli ve en lezzetli muzunun yetiştiği Anamur’a başka şapka giydirebilir misiniz? Bugün için tabii ki hayır… Muz, Anamur’un gözde meyvesi… Anamur da Türkiye’nin gözdesi…

 İnanmazsanız “Denemesi bedava!” derler ya… Sağ elinize Anamur, sol elinize de ithal muzu alın… Tadına bakın… Aromasını hissedin, kokusunu içinize çekin… Sol elinizdeki muzu ilk ısırışta kenara bırakıp, ikinci ve üçüncü Anamur muzunu, yerli muzumuzu nasıl bir anda yediğinizin farkına bile varmayacaksınız… Yerli muzun diğer özelliği de ne kadar yerseniz o kadar kendinizi zinde ve rahat hissediyorsunuz.

 Anamur muzu, Anadolu’ya yerleşmiş ve yerlileşmiş… Bana sorarsanız yerli muzumuz, Anamur’u da aşmış “Anamuz” olmuş! Anamur Belediyesi tarafından 19/20 Temmuz tarihleri arasında gerçekleştirilen Kültür ve Muz Festivali, daha önce yapılan 12 festival gibi muzun altın gibi rengiyle altından daha bahası yüksek olduğunu gösterdi. Kanaatine göre, bu hızlı çalışmayla devam edilirse uluslararası hâle gelen festivalin, önümüzdeki yıllarda yerliliğini daha da ön plana çıkararak küresel anlamda farklı bir yere geleceğinden hiçbir kuşkum yok.

Anamur’a değer üzerine değer katıyorlar

 Anamur, muzun yanında yumuşak havası, bol suyu, çeşit çeşit sebze ve meyveleri, antik şehri, sahilleri, kalesi, limanı ve her şeyden önemlisi kadirşinas, misafirperver ve gönül insanı Anamurlu, Anamur’a değer üzerine değer katıyor. Anamurlular Belediye Başkanları Hidayet Kılınç başkanlığında tüm kamu/özel kurum ve kuruluşlarla elde edilen değeri, daha da kıymetlendirerek geleceğe, istikbale taşımaya canı gönülden baş koymuşlar.  

 İşte sayabildiğimiz değerlerden bir kaçı… Etnografik ve arkeolojik eserleri, kütüphanesi, fotoğrafhanesi, laboratuarı, konservasyon ve sanat galerisi bulunan Anamur Müzesi, Helenestik, Roma ve Bizans dönemlerini bire bir yansıtıyor. Mamure Kalesi de bir Roma yapısı olmasına karşılık Selçuklu Sultanı Alaaddin Keybukat tarafından yenilenmiş. Karamanoğulları’ndan sonra Osmanlılar’ın eline geçen kervansaray görünümündeki kale, kule, sur ve mazgallarıyla hâlâ ayakta. Mamure Hamamı da yine günümüze ulaşan tarihi eserler arasında.

Ancak Kilikya medeniyetine ait 1968 yılında tarihi eserler arasına katılan Titiopolis yerleşim alanını da görmeden geçmeyin…

Yine Karamanoğulları döneminden Akcami, Anamur’un şaheserlerinden. 1326’da yapılan cami yivli minaresi ile ilgi çekiyor. Cami yanında bir de han ve köprü bulunuyor. Külliye şeklindeki eser yolcular için bir dinlenme yeri adeta. Biz de Anamur’a uğradığımızda, Belediye Başkanımız Hidayet Kılınç ile birlikte Akcami önünde fotoğraf çektirdikten sonra halen çalışır durumdaki handa çayımızı ve meşrubatımızı içtik, yorgunluğumuzu attık.  

Dragon çayı üzerinde yine Karamanoğulları tarafından kurulan Ala Köprü, 1911 yılında Fransızlar tarafından yapılan deniz feneri Anamur’a farklı kıymetler yüklüyor.

Anamur mağaralarıyla ününe ün katıyor

 Anamur’a 46 kilometre uzaklıkta ve 1880 metre yükseklikteki Çukurpınar Mağarası, dünyanın ikinci büyük düdeni olarak tarif ediliyor. 1990 yılında bulunmuş… Son araştırmalarda 924 metreye kadar inilmiş ve mağaranın önemli bölümü henüz ortaya çıkarılamamış.

 Astım mağarası olarak da tanımam Köşekbükü Mağarası da yine bölgenin güzelliklerine güzellik katıyor. Mağara 2000 yıllık bir geçmişe sahip. Huzur, şifa ve dilek şeklinde üç bölümden oluşan mağarada sıcaklık 18 derece, nem ise yüzde 80. Basınç ise 760 mm civarında.

Anamur’un 45 bin caretta caretta yumurta potansiyeline sahip sahillerini geçen hafta anlatmıştım ama Akdeniz fokundan bahsetmemiştim. Evet Türkiye kıyılarında 70 adet Akdeniz fokunun 25’i bu bölgede yaşıyor.

 Size tarihi Anamur evlerinden mi bahsedeyim, yoksa Tol Kervansarayı’nı mı gözlerinizin önüne sereyim, Akcami’nin karşısındaki Akarca Hanı ve Antalya-Anamur yolu üzerindeki Altıkapı Hanı’nın fısıltılarını mı dile getireyim, bilemiyorum. Bildiğim bir şey var ki, Anamur’a gittiğinizde yanınıza bolca muz, çilek hatta avakado alın Çoban Kalesi’ne mutlaka uğrayın ve Osmanlı mimarisine şahit olun, derim.

Dahası da var mı? Elbette… Bu defa teker teker sayayım…

Anemurium (eski Anamur), Pullu milli parkı, Demiroluk, Köristanlık, Boncuklu Kale, Azıtepe, Kızıl Kilise, Anıtlı Gözetleme Kulesi, Otak Köyü Şapel Binası, Ayvasıl, Kandacık Nekropolü, Arap Çukuru, Şıhardıcı, Halkalı, Abanoz, Zincirlitepe, Filir Kalesi, Göz Taşı, Ovabaşı, Ninfeum, Zavrak Taş, Kudret Kalesi ve Cennet Koyu…

 Diyorum ki, Anamur’u gidip görün… Hatta sayamadığım yerleri de unutmayın…

Gelelim sarı altınımız “Anamur muzu”muza…

 Muz aslında tropik bir meyve. Anadolu’ya ait değil. 1929 yıllarında Mısır ve Kıbrıs yoluyla Türkiye’ye getirilmiş. Önce süs bitkisi olarak dikilmiş. Ancak meyve verdiği görülünce ziraatına başlanmış. Muz öyle bir meyve ki, insan gibi 9 ayda olgunlaşıyor ve doğum yapar gibi ortaya çıkıyor. 90 yıldır Türkiye’de. Meyve Anamur’u o kadar sevmiş ki, “Burası benim asıl yurdum” diyerek yerli olmuş çıkmış… Zira Türkiye’nin tükettiği muzun yarısını Anamur’un tek başına karşılaması bile “yerliliğin” en büyük işareti…

Ağustos ayı muzların doğum ayı… Şimdi Anamur’da muz ağaçları çatır çatır meyvelerini insanlara sunma telaşesinde. Bu tatlı meşgale Ekim ayının sonuna kadar devam edecek. Sonra sunuş işlemlerine geçilecek. Muz öyle bir meyve ki doğuştan itibaren 7 renge bürünüyor ve 5’inci renge geldiğinde ağız tadı lezzete ulaşabiliyor.   

Bir kez daha söylüyorum, Anamur muzu, anamuz olarak Türkiye’nin ihtiyacını karşılamaya müsait. Anamurlu muz üretimde de kaliteyi zirveye çıkarmış… Tadıyla, lezzeti ve aromasıyla ithalleri üç kere solluyor. Öncelikle potasyum kaynağı… Ve birçok hastalığın şifası…

 Muz üreticilerinin korkusu kontrolsüz üretim

Muzu kaynağından öğreneyim dedim ve Anamur Tarım İlçe Müdürü Niyazi Sarıoğlu’nun yakasına yapıştım… Kendisi aynı zamanda ziraat mühendisi ve çiftçi… Ailecek muz üretimi yapıyorlar. Niyazi Sarıoğlu’nun dediğine göre, Anamur’un toplam muz üretimi 200 bin ton. Türkiye’deki genel muz üretimi ise 450 bin ton. Ülkenin ihtiyacı 600 bin ton… Yaklaşık 150/200 bin ton muz Ekvator ve Kostarika’dan ithal ediliyor. Niyazi Sarıoğlu’na göre ithalat, üreticinin nefes alma payı…

Kıymetli Tarım İlçe Müdürü’nü dinlerken tabii şaşırıyorsunuz… Diyor ki: “Muz üretim alanları giderek genişliyor. Böyle giderse Türkiye’nin ihtiyacını tamamen karşılayabiliriz. İhracatımız henüz yok. Ancak üretim artarsa biz maliyetlerimizin altında muz satmak zorunda kalırız ki bu da muzculuğun sonu olur. Maliyetlerini karşılamayan hiç kimse bu defa muz üretimi yapmaz. Bu defa da ithalat artar. Dolayısıyla muz üretimi dengede tutulmalı, kontrolsüz üretime müsaade edilmemeli”…

Evet, muz üretim alanları giderek genişliyor… Başta kaymakamlık, valilik ve belediye bu konuda nasıl bir planlama içerisinde henüz bilemiyoruz. Ancak üreticinin de sesine kulak vermekte fayda var, diye düşünüyorum. Tarım İlçe Müdürü Niyazi Sarıoğlu, Arsus’tan başlayarak Adana Karataş, Tarsus, Mersin Kazanlı, Silifke Erdemli, Bozyazı Anamur, Gazi Paşa Alanya, Serik Manavgat sahil bandının muz üretimi yaptığını ve daha farklı farklı alanların da üretime açıldığını belirtiyor.














Girdi maliyetleri üreticinin belini büküyor

 “110 bin ton muz ithal ediyorduk. Bu yıl 80 bin ton muz ithal edileceğini öngörüyoruz. Gelecek yıllarda bu miktar daha da düşecek. Muz üreticisi olarak endişeliyiz. Şayet elimizde arz fazlası oluşursa ne yapacağız? En azından muz üretimi arz ve taleple ilgili olarak bir planlamaya gidilmeli, muza verilen sübvanseli krediler kesilmeli. Muz üretimi freni boşalmış bir TIR gibi baş aşağı gidiyor…” diyen Tarım İlçe Müdürü’ne, “Bu nasıl olur, fazla ürün fazla kazanç değil mi?” diye sorduğumuzda, “Üretimde bir maliyet var. Biz 2 liraya muz satarsak para kazanamayız. Şu anda 3,5 liraya satıyoruz… Burada bir dönüm seranın maliyeti 150 bin lira. Böyle giderse muza yapılan milyonlarca lira yatırım boşa gidecek” ifadelerini kullanıyor.

 

Türkiye’nin Avrupa Birliği kriterlerine göre laboratuar tekniğini kullandığını ve ürünlerinde herhangi bir ilaç tehdidinin bulunmadığını belirten Niyazi Sarıoğlu, maliyetlerin önemli kısmının da gübre ve ilaçlamadan kaynaklandığını belirtiyor.

 

Niyazi Sarıoğlu konuyu biraz daha açarak muzun geleceğini ilgilendiren üretim konusuna bir kez daha parmak basıyor ve şu bilgileri veriyor:

 

“Son olarak geçen günlerde Adana Yumurtalık’ta 5 bin dönüm arazi açıldı. Muz ihtisas bölgesi adıyla… Tarsus organize sanayide 1500 dönüm… Adana’da devasa muz bahçeleri yapılıyor. Arz fazlası olunca ne yapacağız, burası önemli… Dışarıdan yüzde 145 vergi koyarak yerli üreticiyi devlet koruyor. Bu tempoda üretim alanının artmasıyla bu nasıl kontrol edilecek. Muz, dünyada en çok alışverişi yapılan bir ürün ama üretim maliyetleri yüksek olduğundan rekabetçi değiliz…”

Üretici katma değerli alternatif ürünler peşinde

 

Anamur’da muz üretiminin artması, üreticiyi endişelendirirken alternatif ürünler de gündemden düşmüyor. Çilek, incir gibi meyveleri gözden çıkarmayan üreticinin avakadoya ilgisi hakikaten ilginç. Üretici sanki “Muz olmazsa avakado olur” anlayışıyla tiropik meyvenin üretimine ağırlık vermiş gibi…

 

Tarım İlçe Müdürü Niyazi Sarıoğlu’nun avakado analizi de yabana atılır cinsten değil. Sarıoğlu, 3 yıl içinde meyve verdiğini ve 10 yaşındaki bir avakoda ağacından toplam 1000 adet meyve alındığını ve avakadonun tanesinin 2,5 liradan alıcı bulduğunu dile getiriyor. O, avakado yaprağının şifalı olduğunu ve kilosunun 80 liradan satıldığını ifade ediyor. Sarıoğlu’na göre, avakado muz üreticisini destekleyen en önemli alternatif ürün olacak…

 

Muz çiçeği ve avakoda yaprağı ihracat kaynağı

 

Alternatif ürünler derken gerek avakado ve gerekse muzdan ek kazançlar elde etmenin yolları aranıyor. Meselâ avakadonun çiçeği diğer bitkilerin tersine farklı bir yapı arzediyor. Çiçek öğleye kadar erkek, öğleden sonra da dişi oluyor. Tozlaşma böyle bir ortamda sağlanıyor. Üretici bu tozlaşmadan bile değişik bir kazanç elde edilebilir mi diye araştırma ve incelemelerini sürdürüyor.

 

Avakadonun yaprağını katma değerli şekilde değerlendirmeye çalışan üretici aynı durumu muzda da icra etmeye çalışıyor.

 

Muz çiçeğinin Avrupa pazarlarında fazlaca arandığını ve Türkiye’de henüz bunun bilinmediği üzerinde bilgiler aldık. Salatası ve turşusunun yapıldığı çiçeğin silgirafil ve hefarafil ürettiği için cinsel aktiviteyi de artırdığı yolunda bilgiler veren üreticilerin bu konuda alternatif kazançlar elde etme yolunda faaliyetlerde bulundukları biliniyor.  

 

Diğer yandan bölgede karo diye bilinen kolakas bitkisinin de yine bölgeye gelir getirebileceğini belirten üreticiler, “Kolakasın yemeği yapılır. Yumrulu, otsu bir bitki. Yol kenarlarında çok görünür. Özellikle kamın bağırsak kanserine iyi geldiği söylenir. Bunu İngilizler çok tüketiyor. Patatese benziyor, ama daha beyaz. Kolakası ihraç etmeyi planlıyoruz. Mesela İngiltere’de 8 paunttan alıcı bulunabiliyor” diyerek alternatiflerini artırmaya çalışıyorlar.

 

Anamur anlatmakla bitmez… Lezzetlerinden, tatlarından, görülmesi gereken yerlerden, değerlerinden, zenginliklerinden nasiplenmemişseniz, ben daha ne diyeyim…

 

Rüzgârlı burun, arkasına rüzgârını almış gidiyor... Anamur’a yetişen, O’nunla yürüyen kazanır… Yetişemeyenlere ise şimdiden geçmiş olsun…

Kaynak: Tıklayın